|
AVRUPA`DA GÖÇMEN AİLELERİN SORUNLARI
Avrupa`da göçmen ailelerin çoğunluğu ciddi problemlere sahipler. Özellikle göçmenlikten kaynaklı olarak, başka ve değişik bir toplumda yaşamak zorunda kalan bu aileler, ekonomikmen kısmende olsa kendi ülkelerine göre belli bir rahatlık yaşarlarken diğer taraftan sosyal, kültürel ve ruhsal olarak kücümsenmiyecek derecede zorluklarla karşı karşıya kalmaktadırlar.
Yazımızın konusu gereği Avrupa`daki Türkiyeli göçmen ailelerin sorunlarını işleyeceğiz. Bu önemli sorunları açarken, tartışırken kimi önemli konulara değineceğiz. Fakat her şeyden önce şunun bilinmesi ve bilince çıkarılması gerekiyor!. Ailelerde ve bireylerde yaşanan ve ya gündeme gelen sorunlar, toplumsal sorunlardan kopuk bir şekilde ele alınamaz. Yani her aile ve bireyin yaşadığı sorun veya sorunlar aynı zamanda toplumunda sahip olduğu sorunlardır. Örneğin Avrupa`da göçmen ailelerin yaşadığı veya sahip olduğu sorunlar genel anlamda eşler arasındaki anlaşmazlıklardan kaynaklanmaktadır. Fakat bu durum öyle bir hale geldi ki Avrupa`da Türkiyeli göçmen ailelerin sorunları, buradaki göçmen Türkiyeli toplumun bir sorunu olarak genel, kapsayıcı bir mesele şeklinde karşımıza çıkmıştır, çıkmaktadır. Anlaşılması gereken bu mesele bir kaç aile veya bir kaç ülkeyle sınırlı değildir.
Yukarıda genel anlamda kısa bir açıklama yaptık. Ama işin özüne inecek olursak; Avrupa`da Türkiyeli göçmen toplumun büyük çoğunluğunun deyişiyle “burada (Avrupa) ailemizi koruya bilirsek ne mutlu bize” söylemi gittikçe yaygınlaşmaktadır. Kuşkusuz bu söylemin bir nedeni var. Çünkü Avrupa`da göçmen ailelerin büyük bir çoğunluğu dağıldı, dağılıyor. Büyük bir çoğunluğu ise ciddi problemler yaşıyor. Her şeyden önce biz hangi aile modelini ayakta tutmaya çalışıyoruz? Veya yeni oluşturmak istediğimiz bir aile modeli varmı?. Kimilerimizin ayakta tutmaya çalıştığı aile modeli, bundan yaklaşık 10-20 hatta 30 yıl önce Türkiye`nın en kırsal kesimlerinde ( çünkü Avrupa`ya gelen insanlarımızın yaklaşık % 90`ı kır-köy kökenlidir) oradaki gelenek, görenek ve koşullara göre oluşan ailelerdir.
Türkiye`nin sosyal, kültürel ve ekonomik olarak en geri koşullarında ve o dönemin gelenek, görenek ve çarpık kapitalist (ki bir çok bölgede bu da yoktu) ilişki ağı içerisinde yapılan evliliklerdir. Bu evlilikler bir anlamda feodal mantaliteye göre oluşturuldu. Yani dışardan önermelerle, anne-baba baskısıyla, görme usulüyla, hatta eşlerden biri istemesede gelenek, görenek gereği kendisini evliliğe zorunlu hisetme vs. Yani çağımıza göre, hele hele Avrupa`daki koşullara göre çok geri bir şekilde olan bu evlilikler, uygunsuz bir şekilde oluştular. O tarihsel süreç ve o koşullarda gayet normal bir şey olan bu evlilik şekli mekan ve koşulların değişmesiyle anormal bir duruma büründüler. Bu anormallik, o zamanki durumda, koşullarda ve mekanlarda oluşan bu aileler 10-20 ve 30 yıl önceki şekliyle Avrupa`da varlıklarını devam ettirmesinden kaynaklanmaktadır. Yani bu aileler oluştuğu dönemde gayet normal bir yapılanma olarak tarih sahnesine çıkarlarken, şimdi Avrupa`da kapitalizmin geliştiği ve en üst seviyesini yaşadığı alanda çatırdıyor. Çünkü Avrupa`daki mekan ve koşullar değişiktir. Ve bu aileler buraya göre oluşmadıklarından dolayı, bir çok yönleriyle buradaki koşullara ters düşmektedir.
Burada çok önemli bir konuya işaret etmeye çalışacağım. Bütün devrimci, demokrat ve ilericiler kişinin birey olmasını savunurlar. Ki bu da bir süreç sorunudur. Kişinin birey olması daha çok kapitalizm koşullarına bağlı olan bir meseledir. Bu durumun konumuzla bağlantılı olan yanı şudur; yukarıda değindiğimiz koşullardan Avrupa`ya gelen birey ve aileler kişi olarak birey olamadıkları ve bireyselliği yaşayamadıkları için Avrupa koşullarında zorlanmaktadırlar. Oysa Avrupa`da bireysellik en üst düzeydedir. Yine çarpıcı bir örnek; Türkiye`de hiç banka hesabına sahip olamayan insanlar (özellikle bayanlar) Avrupa`da kişinin birey olmasından kaynaklı olarak herkesin bir banka hesabının olması gerekiyor. Yani o sıkça kullanılan “ekonomik özgürlük” banka hesabıyla meşrulaşıyor. Kadının hakkı kadının hesabına, erkeğin hakkı erkeğin hesabına. Yani herkesin kazandığı kendisinindir ve kullanma, harcama hakkına da kendisi sahiptir. Yukarıda sıkça değindiğimiz aile modeline göre kadının “ekonomik özgürlüge” sahip olması ve üretime girerek sosyal yaşamın içerisinde yeralması ve dahası kimi siyasal, sosyal, kültürel aktivitelerde bulunması, kendisinin durumu ve geleceği açısından kendisinin karar vermesi vs bu aile modeline ters düşmektedir. Yani sorunun temel kaynaklarından bir tanesi, ailede erkek ve kadın arasındaki dengesizliktir. Burada kadın gerek bilerek ve gerekse bilmeyerek erkek egemenliğine karşı mücadele vermektedir. Fakat bizde mücadele, öyle anlaşılıyorki sadece örgütlü yapılarda devrim ve sosyalizm için verilir. Bunun dışında yapılan savunmalar istenilen haklar özellikle erkek tarafından veya bizdeki anlayış gereği ret edilerek, kadının eski konumunu sürdürmesi ve erkeğin dediğinden çıkmaması istenilmektedir. Bu belirttiğimizin tersinden de olan gelişmelerle burada ne yazık ki karşılaşmaktayız. Devrimci, demokrat ve ilerici kimi insanlarımız; ben kadın haklarına saygılıyım diyerek kadına haddinden fazla ve onun seviyesinin çok ötesinde özgürlük tanıyarak adeta kadının “vay be ben neymişim, benim benden haberim yokmuş” anlayışına kapılarak adeta bir çılgınlık hali yaşamasına sebep olmaktadır. Yani burada bu tip ailelerin dağılmasının çok önemli ve kendisine has sorunları vardır. Burada belirtmek istediğim bir diğer konu ise; Avrupa`ya gelen insanlarımız burada ciddi bir değişim ve dönüşüme uğramıyorlar. Onlar daha çok yerli halk içerisinde erimelerinden korkarak kendilerini izole ederek 1960`larda gelenler o dönemdeki gelenek, görenek ve kültürle kalıyorlar. 70`lerde gelenler o dönemin gelenek, görenek ve kültürüyle kalıyorlar. 80`lerde ve 90`larda gelenler keze öyle. Bu gelenek, görenek ve kültürle 2000`li yıllarda Avrupa`da yaşamak ciddi sıkıntılar yaratmaktadır.
Avrupa`da zaten kapitalizmin en üst boyutta olmasından kaynaklı olarak bizdeki gibi bir aile kavramı çoktan erimiş ve yok olmuştur. Çünkü Avrupa`da aile ciddi oranda küçülmüş ve şekil değiştirmiştir. Bu durum Avrupalıların istiyerek sahip oldukları bir aile şekli değildir. Koşullardan kaynaklı olarak burdaki yerli aileler böylesi bir şekil almışlar. Şimdi 20-30-40 yıl Avrupa`da yaşayan insanlarımız ister istemez bu koşullardan etkilenerek eski tipteki aile şekillerini sürdürmekte zorlanıyorlar. Gerçi son yıllarda Türkiye`de kapitalizmin hızlı bir şekilde gelişmesi orada da eski aile modelini ciddi şekilde zedelemektedir. Yani kapitalizm koşullarında ve özelikle Avrupa`da aile 20-30 yıl öncesine göre şekil değiştiriyor. Erkeğin veya kadının istediği o eski aile modelini Avrupa`da sürdürmek çok zor bir durumdur. Avrupa`da eşlerin birbirlerine karşı otonom (yerine göre kendi iradesiyle hareket etme) davranmaları eski aile tarzına terstir. İşte asıl sıkıntı buradadır. Çünkü eski aile modelini ister erkek ister kadın yönlendirsin, bura koşullarında eşler birbirlerine ve ilişkilerinde otonom davranmadıkları sürece problem, hemde ciddi problemler yaşanacak, zaten yaşanıyor. Son olarak belirtmek istediğim diğer önemli bir konu ise; zamanında uygunsuz bir şekilde yapılan evliliklerin Avrupa`da hiç bir zemini yoktur. Burada özellikle yaş farkı, seviye farkı, sosyal fark, kültürel fark ve fiziki durum toplumda yeterince tartışılmamakla birlikte ciddi sorunlara yol açmaktadır. Öbür taraftan eşlerden birinin diğerini taahakümü altına alma, yönetme, yönlendirme bura koşullarına çok ters bir durumdur. Çünkü göreceli de olsa burada herkesin bireysel hakları vardır. Bu bireysel haklardan yararlanmak isteyerek, erkeğin egemenliğinden az da olsa sıyrılmak isteyen kadınlara ateş püskürtülmektedir.
Bir bütün olarak bu koşulları değerlendirdiğimizde eşler birbirlerine karşı otonom bir şekilde davranarak birbirlerinin iradelerine saygı göstermelidirler. Avrupa`daki Türkiyeli göçmen toplumun kanayan bir yarası olarak aile sorununu bu yazı ile bir anlamda tartışmak için, burada genel hatlarıyla bir takım konulara değindik.
Hurşit KAŞIKKIRMAZ - İSVİÇRE
|